Kendimi Deniz'e (S)atıyorum..
(Konuşulması, mevzu bahis bile edilmeyecek,ham ve portakal çekirdeğinin ağızdan tükürülmesi kıvamındaki. konuları konuşmanın mahcubiyetiyle)
‘’yaninda kiminle koonusmak istersen iste..ben konusulacak..ya da konusulmaya deger dedigin herhangi soru isaretli bisey varsa istedigin an ordayim...’’(Deniz’in sözleri, uyanışı gözüne güneş kaçmış gibi)
Hani bir sitemli sözün vardı,’’esas olarak beklerdim ki bana gelesin’’ ey koca Deniz’im cevabında belirttiğin,bir paragrafında, o aslında üç noktalı (kimliğin ne olduğu) umurunda olmayışını bildiğimi, bilmeni hissetmenin uzlaşı suskunluguyla anlaşarak ve esas sorguladığın, ‘bişilerin ters gittiği’ hissini görmek hani o ‘’başkasından değil de senden duymak isterdim’’ haklı serzenişinin adresi olmadığımı, suskun kalışımından anladığını görmek inan ayrı bir gururdu.. dostumdan gurur duymak..
Evet esas olarak giz’in ta kendisi orada saklıydı..neden Deniz degil de, güvenilirliği soru işaretleriyle dolu birine hatta güvensizliği belgelenen kişiye söyleme gereği..sanırım,bunu Erinç yapmazdı..bunu irdelemek yalnızca Deniz’in ve vb zekanın işiydi..bu övünç onun hakkıydı..evet neden böyle bir hamle yapmıştı Taçhan?..
(malum yere)Daha içeriye adım atar atmaz sanki de kafamın üzerinde bok gezdiriyomuşum gibi atağa geçen sineğin, milyon değişik nickle sen o kişisin..sen o kişisin..nasılsın..keh keh..şımarık tavırlarla sulanarak yahut asılarak..değişik karakterlerle bir sinek ordusu gibi kuşatılmışlığımı yarmaya/anlatmaya çalıştım..evet hissedilen tarifi yalnızca bende gizli bir işkencenin yani Kaşif’e kuşku’nun boyutlarını ölçmek adına, bana nadide bir fırsat sunuyordu gerzegim..
Ve kör ozandan özür dileyerek, ortaya aradığı boku döküyordum..sinek, karnını doyurduktan sonra, başka başka kişileri de işin içine katıyordu.. mal bulmuştu magribi, (mal bulmuş magribi gibi)tanıştığı veya etrafındaki kişileri yalnızca kendi küçük beyniyle değerlendiren ve kendi gerzekliğinin sınırlarına mapus eden tarzıyla/tanımıyla,onları da,kendi gibi zavallı bir sinek sanıp; daha dumanı üstünde olan olayı, aniden seni bulup, getirip bidi bidi etmesi.. satışını/aslında kendine kurulmuş tuzağı fark etmeyerek..bana tuzak kurdugunu sanan sineğin hallerini görmenin sinir bozukluğunda, bir başka kişiye gunler once gidip senaryo ile beni satmasına şahit olunduğunu görmenin şaşkınlığı/kızgınlıgını yaşarken, açıkça hem şok hem de tehlikeye/deliye/gerzege/aptala ne kadar yakın olundugunun gerçekliğini yaşarken sana ulaşamıyorken,çabuk gelişen olaylar zincirine şaşarken…
Nasıl bir yılanı içimize aldığımızı aslında şeytanın ta kendisi kişisi yahut senin tabirinle ‘’değer mi’’ sorusunun gel-gitlerinde deniz akla geliyordu…bilinirdi deniz’in kime nasıl değer verdiği.. ama, ortada böylesine rezil birine toleranslı davranışını merak eden gözler olarak sorgulanıyordu işte..
Evet olmadığın mekanlarda (tıpkı bankayı hortumlayan bir kene’nin aslında Atatürk’ü sevdiğim için tutuklanıyorum.. aslında, ben çok iyi insan oldugum için bana saldırıyorlar. Maske’sini, bize karşı takınmasına izin vermeyen bir çıkışla, Deniz’imizi üzdüğümü, bile bile kanattığımı, ve kanadığı için beni rahatlattığını/cağını görmek adına taş’lanmışdın-kanaman beni de kanatsa da bazen kan pıhtısının akması sonrasındaki rahatlık gibi düşün) bunları konuşmanın manası yoktu..aslında anlatmak için cümlelere de gerek yoktu..Deniz’im öyle değerlisin ki cümlesine de gerek yoktu (hissetmeyi öldüren biçimsel sorundu. vurgulamak) hani daha öncede söyledim..terbiye etme,kulak çekme,adam etme işlevi artık nafile bir çabaydı..gerçeklere ne kadar yakın olduğun veya olmadığın, aslında olmadığın mekanda cereyan eden olaylar karşısındaki duyarlılığını/bilincinin değerini.. hezeyana kapılarak aslında hepsinin anlamı..deniz,dostum,değer..adına sorgulamaktı..kucaklayan,üzülen,hayır bu olamaz çıkışının isyanıydı..(Deniz’in ismi değil de, Deniz’in varlığından nemalanmaya çalışan, sapkın bir kahpe’nin nanelerinden rahatsız gerçek bir dost’un isyanıydı)
Hani şahit olduk birlikte..ahha burada gel..bir başka kişiye gidip ‘’aslında senden kaçıyormuş’’ yahut bana gelip o kişi hakkında ‘’neden bunu şımartıyorsunuz’’ çıkışlarının şifreleri, beni-o’nu sattığı kişilerin yüzleşmesiyle, kırılmasıyla gerçekleşiyordu..aslında bu yüzleşmede doğru veya gerçeğin anlamının ne olduğu sorusundan ziyade bu köpeğin ne yapmaya çalıştığı veya varlığı konuşuluyordu..yatacak yerinin olamayışını artık kendi de biliyordu..maskeyi çekip atmıştık..çirkefleşip, bilinen mekanın ne kadar küfürcüsü,pezevengi,serserisi varsa işin içine katıyordu..ve hatta madem sen böyle yapıyorsun diyip, daha önce dost olunan- olunmayan hepimize yakın olan- olmayan insanlara gidip kendini satma telaşına şahit olunduğunu bildiririm..bütün bu rezilliklerin karşısında aslında senin cümlen ‘’güneş kaçsın gözünüze’’ deyimiyle, deniz ve rezaletin yan yana getirilmesi.. benim beynim almıyordu..yalnızca güneş ve deniz tanımlamasının yakıştığı gerçeği varken,sorgulamak degil,yermek degil,bilirim deniz’in dünyasını..ama,bu rezaletin yanında, güneş gibi duran deniz; kiminin gözüne batıyordu, kiminin gözünü yakıyordu..
Ben alacağımı aldım ve aslında cevabının son kısmında belirttiğin gibi ‘’ ya da konusulmaya deger dedigin herhangi soru isaretli bisey varsa istedigin an ordayim’’ evet bu sözün karşısında dizlerim bükülür,aradığımı bulmanın sevinciyle meseleyi kendi adıma kapatırım…diğerleri skimde bile değil..işte burada hasta bir ruhu iyileştirme işine girişmeyecek zekanın varlığını tarafına iletirim..bana bu yeterdi..
İyi ki varsın iyi adam.. iyi ki dostum’sun..iyi ki tanımışım seni..iyi ki..(bütün iyi sıfatları yazarak olayın ve varlıgın bokunu çıkartmak istemiyorum)
(özür kabul et)
Öperim yanaklarından..
(Bizi satan arkadaşa/lara depakin tedavisi)Göğsümüze soktuğun mızrağa bakarak,sana bakarak,oyununa bakarak,anlamsız ve ilgisiz dalga geçen sonradan şakağını patlatan bir kahkaha ile sözlerimize şahit oluyorsun…Sizin Dünyanızla,Dünyayla hiçbir ilgimiz yok bu yüzden. Çıkartıp göğsümüzdeki mızrağı, atıyoruz önüne. Acaip keyifli birşey bu ve asla beklemiyorsun böyle birşeyi. Vuruyoruz seni. Söylediğin yalanların tam arkasından yakalayıp, alnından vuruyoruz. Ha ha ha (diyen özyol gibi) bize oyun oynayacak şahıs, saniyede dünyayı 8 kere turlayacak zekada olmalı..yetmez bir karıncayı skerken belini incitmeyecek hassasiyette olmalı..yetmez bir eşkiyanın ateşe bakarken düşündüğü tehlikeli şeyleri de bilmesi gerekir..bütün bunlar yeter mi..işte yeniden başlamak üzere tekrar tekrar denemelisin…
Not;Üst paragraf:sana sormadan,onayını bana devrettigin guvenle bizi yola getirmeye çalışan/çalıştığını sanan kahpelere, piçlere göndermedir..
not:Deniz ismi ve varlığı,malzeme edebilenlerin göz bebeklerini oyabilecek dostlukla..
kurşundan daha hızlı zekaya sahip adama sarılırım..susarım.
farkında değil ama yanağının öpüldüğünün,bu alışma, yakındır yanaklarına allık sürdürecek :))) hadi yorganını örttüm üşüme..
dostum, göründüğüm gibi değilim. görünüş sadece giydiğim bir elbisedir. senin sorgularından beni, benim kayıtsızlığımdan seni koruyan, özenle örülmüş bir elbise.
benim içimdeki ‘ben’, dostum, sessizlik içinde oturur, sonsuzluğa dek kalacak orada, doyulmaz, erişilmez.
ne söylediklerime inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim- çünkü sözlerim senin aklından geçenlerin dile getirilmesinden, yaptıklarımsa umutlarının eylemleştirilmesinden başka bir şey değildir.
‘rüzgar doğuya esiyor’ dediğin zaman ‘evet, doğuya esiyor’ derim: çünkü düşüncelerimin rüzgarda değil, deniz üzerinde dolaştığını bilesin istemem.
denizlerde gezen düşüncelerimi anlayamazsın, zaten anlamanı da istemem. bırak denizimle başbaşa kalayım.
senin için gündüz olduğu zaman dostum, benim için gecedir: böyle olsa da ben yeşil tepelere değerek oynayan öyle vaktini, vadiden süzülen mor gölgeleri anlatırım; çünkü sen ne karanlığımın türkülerini duyabilir, ne de yıldızlara çarpan kanatlarımı görebilirsin-görmemenden, duymamandan hoşnudum ben. bırak gecemle başbaşa kalayım.
sen cennetine yükselirken ben cehennemime inerim- o zaman bile bu ulaşılmaz uçurumu ötesinden bana seslenirsin,’arkadaşım, yoldaşım’ ben de sana seslenirim, ‘yoldaşım, arkadaşım’-çünkü cehennemimi görmeni istemem. alevler görüşünü yakacak, duman burnuna dolacaktı. senin gelmeni istemeyecek kadar çok severim cehennemimi.bırak, cehennemimle başbaşa kalayım.
sen gerçeği, güzeli, doğruluğu seversin; ben de sen hoşnut olasın diye bunları sevmenin yerinde ve iyi olduğunu söylerim ama içimden senin sevgine gülerim. gene de gülüşümü göresin istemem. bırak kahkahalarımla başbaşa kalayım.
dostum, sen iyi, ihtiyatlı, akıllısın; hayır sen eksiksizsin- ben de seninle ölçülü ve düşünerek konuşurum. oysa ben deliyim. ama gizliyorum deliliğimi. bırak deliliğimle başbaşa kalayım.
dostum, sen benim dostum değilsin, ama ben bunu sana nasıl anlatacağım? benim yolum senin yolun değil, gene de birlikte yürüyoruz elele. (taçhan;bu paragraf'a şerh düşerek, sadece ''hiçliği'' vurguladığı için katıldı..düz anlam çıkaranlara skyle güldü)
h.cibran